Tribünde Bir Ömür | Onur BİÇER

Onur Biçer Bir Avuç Mazi

Gerçeğimizden bahsedeceğim bu yazıda size. Acı ve umutsuz gerçeğimizden. Yalan olmasını umduğumuz gerçeğimizden. Gerçek olmamasını istediğimiz gerçeğimizden. Demirspor’u tribünden sevdik biz. Tribünü olmasa tarihi de olmazdı zira. Örneğin sutopu takımının başarılı olamadığı bir maçtan sonra Adana’ya endişeler içinde geri döndüğünü okuduk. O zamanlar organize değilmiş bu işler tabi ama kent, yüzücülerin gösterdikleri saniyelik değişimleri, sutopu takımının antrenmanlarını vs. takip edermiş. Biz hep hasretle andık o günleri. Kentinin takımına bu denli sahip çıktığı, çok daha önemlisi kentinin takımından bu denli hesap sorduğu dönemler maalesef gerilerde kaldı. Önceden saygı duyulacak takımlarımız varmış ve kentine saygı duyarmış bu takımların oyuncuları. Biz ise alavere dalaverelerle yetişmiş bir nesiliz en nihayetinde.

Hep geçmişimizi yaşamak, bugünümüzde dünümüzü bulmak istiyoruz o nedenle. Behçet Kurtiç abimizle olan küçük bir anımızdan bahsedeceğim. Demirspor’un sutopu takımı oyuncularından biridir Behçet abi. Yüzme alanında da sırtüstünde özellikle adını duyurmuştur. Muharrem Gülergin ile oynama şerefine nail olmuş, Demirspor’a büyük bir hizmet ederek yaşadıklarını “Suya Yazılanlar-Yenilmez Armada” adlı eserinde ölümsüzleştirmiş. İşte dünümüzün yaşayan temsilcisi abimizin Demirspor sevgisi ve bugünün dün olmadığını suratımıza çarpan bir tespit. Abimiz Alanya’da yaşıyor, Alanya Belediyespor’un lisanslı yüzücüsü. Kendi yaş kategorisinde Alanya Belediyespor’a Türkiye ve Avrupa rekorları kırarak katkı sunuyor sürekli. Yalnız bir şey var, her zaferinden sonra Adana Demirspor atkısı açıyor bu abimiz. Her kürsüye çıkışında, her kulvar önünde yürüdüğünde boynunda atkımız, üstünde formamız oluyor. Bizim ise bir kişilik dahi yüzme takımımız yok. Bir kişiyi istihdam edecek mantalitemiz yok. Onun yerine menejerlere para yedirebiliriz, futbolculara açıktan para veririz, ne bileyim kamplarda parası ile futbolcu deneriz, Demirspor’u Demirspor olmaktan uzaklaştıran şeylerin ne varsa hepsini yaparız da dünümüze bir bakış dahi atmayız. İşte biz buyuz.

Kendimizle hep yüzleşiyor olmanın bu daimi ezikliği altında ağırladık Behçet abiyi Ankara’da. 2009 yılının son ayları idi. Bir avuç mazi delisi toplandık havuz tribünlerinde. İdealimiz, önümüzde mavi-lacivert forması ile hayata havlu atmadan, hayata kulaç atarak duruyordu. O kendinden emindi, biz ise hiç kendimize güvenmemiştik ki. Demirspor atkısı ve forması ile ama bu kez de bireysel olarak müsabakalara katılan yalnız efsanemiz önümüzde dimdik yürüyordu. İşte bu olmalıydı. Turnuvaya katılım ücretini kendisi yatırmış olabilirdi. Kendi camiası bırakın ona sahip çıkmayı, onun branşına lüks gözüyle bakabilirdi. Kendi imkanlarını zorlamadan antrenman dahi yapamıyor olabilirdi. Ama işte bu olmalıydı. Çünkü o hangi koşulda olursa olsun Demirsporlu idi, dimdik, sapasağlam. Bizim gibi eften püften değil, efsane dönemi yaşayan, efsane, gerçek Demirsporlu idi.

O anda bizim için yüzme kuralları alt üst oldu. Protokol kuralları alt üst oldu. Kendi ezilmişliğimize isyan ettik, kendi boğulmuşluğumuza, çoğunu kendimizin yarattığı hapsolunmuşluğumuza, çaresizlik algımıza isyan ettik. Bir avuç mavi delisi mavi havuzun hemen yanında tribünde idik. İsyan coşkuya dönüştü. Maviyi haykırdık, laciverti çağırdık, destek verdik abimize. Uyarı da aldık havuz yönetiminden. Havuzda bağırılmazmış. Hadi oradan!!! Sen benim kaç yıldır, kaç kuşaktır sustuğumu biliyor musun? Hadi oradan!!! O gırtlağı yırttık, o zaferi gittik ve aldık. Behçet abi genelde yalnız Demirsporlu idi, bu kez, geçmişine fukara bizler, onun yanında olduğumuzu hissettik. Eminim o da bizi hissetti. Zaten o Demirsporlu, zaten rekor kıracaktı. Sadece bize küçük bir hediye verdi. 100 metre ve 200 metre sırtüstünde Türkiye rekoru kırdı abimiz.

O gün geçmişi tatmanın hırsı ile Demirspor’un değişeceğini umduk. Peki ya değişti mi? Yanıt vermeyeyim de küçük bir bilgi vereyim. Behçet abi 2010 yılının Temmuz ayında İsveç’te düzenlenen 13. Dünya Masterlar Dünya Şampiyonası’na gidemedi. 100 ve 200 m. sırtüstü derecelerinde dünya 8.si idi oysa. Şampiyonaya katılım ücretini de kendisi yatırmıştı. Gidebilse idi Türk kafilesinden finallerde yarışacak tek kişi olacaktı. Gidemedi. Çünkü mü… Çünkü lükstü onun branşı. Destek bulamadı. İşte gerçeğimiz bu. Bir avuç mazi fukarasıyız biz. Korkarım ki; bu üretimsizlikte, bu yalnızlıkta, yakın zamanda mazisini izleyebilecek, hissedebilecek daha da kötüsü yaratabilecek bir kuşak da kalmayacak. Mazi unutulunca onun fukarası da kalmayacak. Boşluğa yırtılacak gırtlaklar, maviler-lacivertler amaçsızca- hedefsizce yankılanacak. İşte gerçeğimiz bu.

Author: BİLAL NUR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir