Tribünde Bir Ömür | Gencay Sivuk

TELETEXT BAŞINDA HAYALLER 

 Asker bir babanın çocuğu olarak, 90’larda Adana’dan uzakta, ülkenin çeşitli şehirlerinde büyüyordum. Okulum, arkadaşlarım sürekli değişse de, o zamanlardan beri hiç değişmeyen şey, içimde benle büyüyen sevda oldu, adı da Adana Demirspor… Beni Demirsporlu yaptığı için binlerce kez minnet duyduğum babam, o yıllarda pazar günleri 2. ve 3. lig maçlarının bitiş saatine yakın beni televizyonun başına oturtur, TRT’nin teletextini açtırır ve maç sonuçları ekrana düşene kadar dakikalarca sürekli sayfayı yeniletirdi. Adana Demirspor genelde yenilir ya da berabere kalır, ligi de hep orta sıralarda götürürdü. İnternetin, bilgisayarın yaygın olmadığı, ulusal gazetelerde 2 satır bile yeri olmayan bir ligde yer alan Demirspor’la o dönemde olan tek ilişkim buydu. Sonrasında gittiğim ilk maç, 2001 yılında Taner ve Taşkın’ın golleriyle 2-0 yendiğimiz Kırklareli deplasmanı oldu. Kafamdaki soyut sevda artık somut bir hale gelmişti, o zamandan beri de ne o beni, ne de ben onu terk ettim. 2005’teyse memlekete temelli gelişimle beraber, babamın bana aşıladığı bu sevdanın peşinden Şimşekler Grubu’yla beraber, hem 5 Ocak 40 Stadyumu’na hem de ülkenin çeşitli yerlerine gider oldum. Gençliğimin bütün hırsı, inancı, heyecanı Demirspor’la buluşmuştu, Demirspor’sa o dönemler huysuz, asi ve başına buyruktu. Böylesi asi bir takıma da yakışsa yakışsa Şimşekler Grubu yakışırdı. Ahmet Telli’nin çok güzel bir mısrası vardır; “Kavgadan uzak kalmışsan, sevdadan da uzaksın demektir…” İşte Şimşekler Grubu’nun şiarı da tam olarak buydu. O yıllarda hiç bir zaman sadece tribünle uğraşan bir taraftar grubu olamadık, vaktimizin çoğu kongreler, kavgalar, hacizler, protestolarla geçti. Ve biz bunlarla uğraşırken bile o dönemde yapılan tribün, – mütevazi olamayacağım- ülkenin en iyisiydi. Valilik ve Ziyapaşa’daki dernekte sonrasında Store’da gecelere kadar pankart, beste düşünür, ya 00.15’te son Topel 3’ü yakalar ya da sabahlardık. Demirspor kötüye gittikçe biz inadına daha fazla mücadele ederdik, pes etmek ya da vurdumduymazlık bize öğretilmemişti. Demirspor’un o dönemde ne kadar kötü durumda olduğuna dair sayısız örnek var ama en bariz örnekler herhalde kongreler olmuştur. Sürekli ertelenen kongrelerde başkan adayını geçtim, yeterli üye sayısı zor bulunurdu. Yine bir zaman ”olağanüstü’’ kongre defalarca ertelenmiş, kulüp artık son kongrede bir yönetim seçilmezse kayyuma devredilecekken 30-40 kişi düğün salonundan bozma bir kongre salonuna girdik. Önce yoğun 41 telefon trafiğinden sonra yönetime isim yazdıracak 8 kişi bulundu, sonra bizim oylarımızla kulüp tüzüğündeki yönetim sayısı 15 kişiden 8’e düştü. Kabul edenler, etmeyenler derken bir yönetim listesi belirlendi. Bırakın kongre üyesi olmayı ben henüz o zamanlar 16 yaşında liseye giden bir öğrenciydim ve kulübün tüzüğünün değişmesi için el kaldırıyordum. O zamanlardaki dertli Demirspor’u yaşayan birisi olarak şu anki janjanlı, medyanın gözü önündeki Demirspor’a itiraf etmeliyim ki bir türlü alışamadım. Radyo başında berbat spikerlerin kasaba takımlarından yediğimiz goller varken şimdi televizyon maçımızı bir hafta yayınlamazsa hiddetleniyoruz. Nedense Demirspor aklıma hep kahır, gözyaşı, hüzün getiriyor, sevdiğini üzmekte üstüne yokmuş gibi, kibirli bir hatun misali. Yeni neslin onu eskiden olduğu gibi şaşalı şekilde tanımasını tabii ki isterim, ama çekilen çileleri ve verilen emekleri hiç bir zaman unutmamak kaydıyla. İstediğiniz kadar iyi tribün olsanız da sahada kabız futbol oynandığı zaman tribündeki enerjiniz de düşer. Bizi özellikle 2005-2010 arasında farklı kılan en önemli olgu, sahadaki Demirspor’un dışında tribünde tamamen farklı bir dünyamızın olmasıydı. Sanki bir hayal dünyasında yaşıyor ve ister alkolün etkisi ister hayalperestlik isterse melankoli deyin, o dönem tribündeki insanların kafası mavi bir rüya içerisindeydi. Maçın başında karşılıklı ‘’sevdim seni 42 bir kereyi’’ söylerken kendi kendine ağlayanlar olurdu. O ruh hali, 2012’deki şampiyonluktan sonra Demirspor’a sempati beslemeye başlamış olan kimsenin muhtemelen ömrünün sonuna kadar anlamayacağı bir ruh haliydi. Onu öylesine benimsemiştik ki, Denizli’de şampiyon olduğumuz anda tüm tribün susmuş, sevinememiş, afallamış bir halde yarım saat birbirimize bakıp durmuştuk. Sahadaki futbolcuların emeklerine de eyvallah ama 2007’deki Bolu, Kırıkkale, 2008’deki Şekerspor, Karabükspor gibi bir çok kritik maçların kazanılması tamamen tribünün inancı sayesinde oldu.

Biz tribünümüzle Türkiye gündemine oturmaya başladıkça, geç de olsa sportif ve yönetimsel anlamda Demirspor da gelişmeye başladı. Yönetimsel anlamda gelişmelerde en büyük pay, kuşkusuz Bekir Çınar’ındı. Pos bıyıklı, iri kıyım, ben bilirimci, kısacası alışılagelmiş Türk spor kodaman yönetici sıfatından uzak, her yaptığını taraftara danışacak ve binlercesiyle bireysel anlamda ilgilenebilecek kadar naif bir başkandı. Yönetimsel anlamda belki aklındakileri yapacak süresi olmadı ama Demirspor’un ve taraftarının ufkunu açtığı yadsınamaz bir gerçek. “Başkan” sıfatının yanında şortunu giyip salı günleri yaptığımız halı saha maçlarına gelip bizle oynar, ama pas isterken bile kibarlığını bozmaz, herkese ‘”bey” diye hitap ederdi. Bu kibarlığı bir ara o kadar abarttı ki içimizden bir 43 abimizin komik bir şekilde ‘’Ya söyleyin başkana bana bu kadar çok bey demesin alışık değilim’’ dediği bile oldu. O dönem Store’a geldiğinde orada çalışan Fatih Abi’ye “yerinize oturabilir miyim?’’ diye sorabilecek bir kibarlık! Nitekim Bekir Çınar’ı toprağa gömerken, içimizden de bir parça onunla birlikte gömüldü, geriye anılar kaldı. Demirspor son 20 yılda o kadar çalkantılı bir dönem geçirdi ki biz taraftarları da kafayı kırdı. 20 yıldır aynı kahverengi takım elbisesiyle maraton tribününde aynı yere oturan yaşlı amcayı mı dersiniz, 2005’te kulübün başkanı dikkat çekmek için çatıya çıkmışken aşağıdan ‘’atla lan’’ diyeni mi ya da 18 liralık bilete 20 lira uzatıp demir para üstüne ‘’kağıt para yok mu kardeş?’’ diye soranı mı bilmiyorum, 7’den 70’e herkesin sinirleri bozuldu. Demirspor 1995-2015 arası iki üç neslin kimyasıyla oynadı, kafayı sıyırmasına neden oldu. Ama bir gerçek var ki, dertte Demirspor dermanda Demirspor! Ne zamanki bu takım mazisine döner, büyüklüğünü tam olarak hatırlar, o zaman yaşanılan dertlerde, yüz binlerin yüreğine kazınan binlerce güzel anı olarak kalır. Ne de güzel olur Avrupa’ya gidilen bir deplasman yolunda, asfalttaki çizgileri sayarak “bu yol çok uzundu’yu’’ söylemek. Gün gelecek, biz yaşayamasak da bizim neslin çocukları yaşayacak bu keyfi, bir gün mutlaka, mutlaka ama mutlaka. 44 Bense hala anılarda televizyonda teletextin başında; ‘’Baba, Demirspor yenmiş!”

Author: BİLAL NUR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir